Shop Forum More Submit  Join Login
×
(İlk kısa-metrajlı metin denemem)
"Yea burada okuyamıyorum" diyorsan dökümanı indirmek için tıkla > goo.gl/4TkVF

Herhangi bir geceydi. Odanın dışında, karanlık gök yüzünde, parlak ve bembeyaz bir dolunay vardı. Ayın bu parlak ışığı, ufak çocuğun uyuduğu, perdesi olmayan pencereden, karanlık odanın içlerine doğru süzülüyordu. Ayın bu parlak ışığı odanın duvarında asılı duran saatin üzerine düşüyordu. Saat tik, tak sesleriyle zamanı göstermeye devam ederken, saatin üzerine düşen ayın-ışığı tam da, akrep ve yelkovanın başladığı yerde bitiyordu! Akrep ve yelkovan başlıyordu ama aydınlık bitiyordu...

Saatin bir yanı aydınlık iken, diğer yanı karanlıktı. Yelkovan aydınlık kısımdaydı ve yarımı gösteriyordu, ama akrep yukarıda ve karanlıkda kalmıştı ve de görülmüyordu. Saat birşeyleri yarım geçirdu ama neyi geçtiği anlaşılmıyordu! Aynı durum, çocuğun odasında bulunan her eşya için de geçerliydi. Eşyaların pencereye bakan yüzleri aydınlık, renksiz ve beyaz bir şekilde parlıyordu, diğer tarafları ise karanlıkta kayboluyordu, ayın-hiç-görülmeyen-yüzü gibi.

Çocuğun odasında, çocuğun sevdiği oyuncaklar, boyama kitabı gibi şeyleri vardı ama karanlık yüzünden bunların hiç biri görünmüyordu. Sanki karanlıkta kayboluyorlardı, karanlık onları alıyor ve kaybediyordu. Saat çıkardığı ses ile, ay ışığıyla aydınlanan odanın sessizliğini bozarken, o anda başka ama anlaşılamayan bir ses daha duyuluyordu, ama bu ses çok zayıftı. Sesi anlamak için kulak verildiğinde bu sefer zayıf-ses işitiliyor, saat sanki çalışmıyormuş gibi susuyor ve duyulmuyordu.  Evet evet artık ses duyuluyordu işte, anlaşılmaya başlanmıştı. Sanki, bir hastanın inlemesi gibiydi. Ses çocuktan geliyordu, ama çocuk hasta değildi ki!?

Çocuk, üstüne örtüğü şeyi boğazına kadar çekmiş bir şekilde uyuyordu, sanki hava soğukmuş gibi, oysa hava soğuk da değildi! Çocuğun yüzünde acı bir ifade vardı ama çok yazıf bir şekildeydi. Boncuk boncuk da terlemişti, başı hareket ediyordu arada bir ama küçük hareketler olduğu için bunu anlamak zordu! Arada bir dudaklarını çok az aralayıp, ağzından şu ilk başta anlaşılmayan sesleri çıkıyordu. Rüyasında, yine çok sevdiği ama yakın-zamanda kaybettiği annesini görüyordu! Annesinin yüzünü tam olarak seçemiyordu, ama onu hissedebiliyordu. Zaten yüzünü görmesi de imkansızdı, çok-yoğun bir ışık vardı. Bembeyaz ve güçlü bir ışıktı, sanki bir tek kendisi ve çok sevdiği annesi vardı ve de başka da hiç birşey yoktu!

Yine annesini görüyordu rüyasında! "Beni bırakma anne!" der gibi yine sımsıkı sarılmıştı annesinin bacağına!  "Seni çok seviyorum anne!" der gibi de kafasını dayamışdı annesinin bacağına, içinde hem büyük bir mutluluk hem de büyük bir üzüntü vardı, gözlerini de sımsıkı kapatmıştı, annesini sadece hissetmek istiyormuş gibi! Çocuk annesini yine özlemişti işte!

Gözlerini sımsıkı kapatmıştı ama yüzüyle dokunduğu annesinin eteğini yine ıslatmıştı göz-yaşları ile! Çocuk annesini özlemişti işte! Çünkü artık annesi yoktu, sadece rüyalarında vardı, annesine sadece rüyalarında sarılabiliyordu ve varlığını hissedebiliyordu! Küçücük çocukdu zaten, başka ne isteyebilirdi ki annesinden başka? Ve bu isteği artık sadece uyuduğunda yerine geliyordu!

Biliyordu, vakti geldiğinde uyanacağını ve biliyordu uyandığında yine annesini özlemeye başlayacağını... Bu yüzden de hiç uyanmak istemiyordu! Annesi de ona sarılıyordu rüyalarında, rüyalarında annesi konuşmuyordu ama yine de çocuk, onun "Canım yavrum!" dediğini duyabiliyordu. Bu anın  bitmesini hiç istemiyordu ama, artık saatin akrebi görünmeye başlamıştı... Sabah güneşinin ışığı düşmeye başlamıştı, saatin üzerine. Ve akrep 8'i gösteriyordu!

Fin!

05 Eylül 2011
Murat TAMCI

İlk kısa-metrajlı metin denemem, ne yazmamalıyım diye düşünürken, ne yazmam gerektiğini buldum ve zihnimde rüyasında annesini gören çocuk resmi belirdi, ben de bu resmi kelimeler ile boyadım! Uzun tutmak istemedim, az ve öz olsun yeter dedim! Özetle yazdım işte bilmem iyi yapmış mıyım? Yapmış mıyım?
  • Listening to: Self
What's that? is my first journal therefore it's empty! ;)
  • Listening to: Self