Shop Forum More Submit  Join Login
×
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
yazılar ve fotograflar...

blogumun yeni adresi ve sitemin yeni tasarımıyla...

hepsi bir arada...

beklerim...

www.nilaysahinkanat.com
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Merhaba,

yeni yılda yeni bir şeyler yapmak istedim.

ne zamandır böyle blogumsu bir şey düşünüyordum da belki cesaretim yoktu. ama artık yapmalıyım dedim kendi kendime. çünkü yazmak istediğim şeyler oluyor. kenara köşeye not alıyorum. ama sonra onları kaybediyorum. birden çok not defterim var. ama her birinde ne var, ne yazmışım hatırlayamıyorum. ve okuduğum kitaplardan çok sevdiğim alıntılarım var kenarda köşede. paylaşmak istediğimde birileriyle bulamıyorum.

hemen hemen hergün yazmaya çalışacağım. ve her gün bir fotograf eklemek istiyorum buraya. konuyla alakalı veya alakasız olabilir bu fotograf. ama mutlaka olmalı diye düşünüyorum.

dediğim gibi okuduğum kitaplardan alıntılar paylaşmak istiyorum. belki izlediğim filmlerden bahsederim. bilemiyorum işte. günlük hayatta yaşadığım her şeyden bahsedebilirim.

blogumun adı NOT DEFTERİM   nilaysahinkanat.blogspot.com/
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Bir varmış belki bir gün yok olacakmışım.
Hepimiz gibi...
Belki bir gülümsemesi,
Bir gülümsemem kalacak.
Kimbilir...

Belki o da unutulup gidecek gündelikten kaldırılan anılarda.

Artniyetsiz verilen sözler hatırladığında bir sızı hissedilecek kalplerde. Çocukça duyguların peşine düşmüş, gerçekle karşılaşınca arkasına saklanacağı annesini de bulamayacak, düşünceler denizine açılacak gözden kaybolana dek.

Hep aynı nakarat devam edecek. Bu şarkıda başka söz yok. Başka yalan, başka kandırmaca yok. Çünkü artık o saf kızdan eser yok.

Biliyorum, gerçek bu. Bu içimde hissettiğim kendim, yalnızlığım gerçek olan.  Bu duvarlar, başımı yasladığım omuzlardan daha sadık tüm soğukluğuna rağmen. Hep arkamdalar ne yana dönsem. Bu dört duvar, dilsiz dört duvar daha avutucu kollarından. Ve soğuk kalbinden. Umursamaz bakan gözlerinden.

Bir varmış bir bakmışsın bir gün yokmuşum. O zaman silinecek tüm anıların. Şahitliği zamanın, silinecek gözlerimdeki izin. Yüreğimdeki çizgilerin iyileşecek. Gecenin bir vakti uyanmalarının anlamı bitecek. işte o gün, bir varmıştım ama artık yok olacağım. Hepimiz gibi. Belki bir gülümsemem de kalmayacak, kimbilir...
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Sevinçlerim hep yarım. Sadece sevinçlerim mi… Hüznüm, gözyaşlarım, şu koskoca kalbim...
Hepsi yarım.

Hayat, yarısı yenmiş koca bir elma şimdi. Başucumda kurumaya terk edilmiş. Bir tek dinlemekten usanmadığım, her notasını ezberlediğim şarkılar tam.

Ömrüm varlığını özleyerek geçiyor.
Ömrüm yokluğunla eksilerek,
Ömrüm yarım kalarak geçiyor.

Günlük işler, olağan yaşam akıyor hissetmiyorum, takvim yaprakları azaldıkça fark ediyorum. Yoksun. Olmayacaksın da, biliyorum. Çünkü hayat bana hep yarım.

Mutluluğa üvey gibiyim. Mutluyum ama, yarım.

Uzaktan bakıyorum, sahip olamadıklarıma. Sana, bana verebildiklerine, veremediklerine.

O sokak lambası altından bakıyorum, sarı sıcak ışıklarına evlerin. Seninkine, üst katınkine, alt katındakilerin pencerelerine. Daha da azalıyorum. Gözyaşlarım, ömrümle beraber akıp işliyor zamanın yarım kalmış mutlu anlarına.

Hayat hep böyle, alıştım. Elimdekilerle mutlu olmayı çoktan öğrendim. Çocukluğumda sahip olduğum tek uçan balonumun mutluluğu bile yarımdı. Bir an sevindim ve hemen uçup gitmesiyle yarım kaldım. Galiba ilk o gün eksilmeye başladım.

En son da hem aynıyız hem ayrıyız deyişinle azaldım, aktım geleceğe yarım.

Sevinçlerim hep yarım. Sadece sevinçlerim mi… Hüznüm, gözyaşlarım, şu koskoca kalbim...
Hepsi yarım.

Biliyorum, biliyorsun.
Biliyorum, üzülüyorsun.
Biliyorum, yapılabilecek hiç bir şey yok.

Ve olduğum gibi ne bir eksik ne bir fazla, zamanla kabuk bağlayacak bir yarayım içinde. Sense  yarımsın artık kendi içimde.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Sen yine aynı sen, değişen bir şey yok hayatında. Ve hayatımda.

Mutlu muyum sanıyorsun. Sanıyorsun ve beni suçluyorsun. Yanılıyorsun ve bunu görüyorsun gözlerimde aslında. Ama suçlamak istiyorsun hayatının boşluğuyla yüz yüze geldiğin için. Üzülüyorsun.

Yokluğum derin bir kuyu açtı, varlığımın farkında değildin halbuki.

Kendi hatalarını kabul ederek aslında kendini aklamaya çalışıyorsun. Ve şimdi suçlayacak beni arıyorsun mazinin kara kaplı defterinde.

Sen yine aynı sen, değişen bir şey yok hayatında. Ve hayatımda.

Benim için güçlüsün diyorsun. Ayakların yere daha sağlam basıyor diyorsun. Öyle mi sanıyorsun.
Öyle görüyorsun. Korkularımla yüzleşmek istemiyorsun aslında. Ardında kendini bulacağını biliyorsun çünkü. Kendini aklıyorsun korkularımdan kaçarak.
Evet ağlıyorum yine. Dibe vuruyorum yine. Görüyorsun tüm hikayemi gözlerimde biliyorum. Üstüme geliyorsun yine. Şefkatinle üzerime geliyorsun yine.
Evet aynı şarkıyı belki de yüzüncüye dinliyorum. Gözlerimde yağmurlar taşıyor. Sesim karışıyor şarkının sözlerine. Sarı sıcak lambaları yanan evlerin önünden akıyorum. Mutluluk içerde mi?

Sen yine aynı sen, değişen bir şey yok hayatında. Ve hayatımda.

Yorgunum, uzaktayım senden de kendimden de. Gidiyorum. uzun bir yola, temiz bir sayfaya ihtiyacım var. Geçecek diyorlar ya. Geçmiyor. Buradayken geçmiyor.
Sen böyle şefkatinle kapımda beklerken geçmiyor. Sen böyle kara kaplı defterimle karşımda beklerken unutmuyorum.
Sesini duyunca kanıyor kalbim, akıyor gözlerimden, gecenin karanlığına karışıyor. Gece akıyor şehrin üzerine. Sen bir yön ararken hayatına yollarıma çıkıyorsun. Daha önce beraber yürüyemediğimizi unutarak.
Ellerimi buz kesti, soğuyan yüreğimi ise şefkatin. Dönüp bakmadım bile. Yoktun, yoktun yanımda ben çırpınırken. Dönüp bakmadın bile.
Yine gün doğuyor bak. Her gün olduğu gibi. Her gün doğacağı gibi.  Ağladım çok, yoruldum, büyüdüm çok. Sırtımdan çıkardım tek tek hançerleri. Senin, onun ve diğerlerininkileri. Hafifim artık. Çok kanadım ve yalnızım.

Ama kapıma gelen sen yine aynı sen, değişen bir şey yok hayatında. Ve hayatımda. Merak ettiğin buysa...
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaysahinkanat.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Yeni bir hayat kurdum. İçine huzur koydum. Oturdum da geçmişe sordum. Sonra anladım. Huzura inandım.
Artık bu benim. Çoktan kaybetmiştim. Bir cesaret döndüğüm hatadan sonra köşede beklerken bulduğum benliğim. Fazlaca üzülmüş, kırılmış, küsmüştü hayata.  Nasılda güvensiz bakıyordu uzaklara.
Tuttum elimden. Getirdim yeni evime. Oturduk, ağladık gecelerce. Acıdı kalbimiz çok. Kıvrandık, eğildik, büküldük. Yatağa yorgana sarıldık. Okşadım saçlarımı. Sarıldım kendime, sımsıkı.

Dedim,
Yeter artık ağlama.
Yeni beni de üzme bir bu kadar daha.
Ama kalbim acıyor.
Biliyorum.
Yıllardır, biliyorsun.
Yıllardır, biliyorum.
Bitti, peki hala niye üzülüyorum.
Çünkü yanımdasın. Seni daha derinden hissediyorum.
Yoruldum.
Biliyorum.

Ağladık uzun uzun. Sarıldım güvensiz, korkan kendime. Bir türlü teselli olmuyordu. Çaresiz uyuyakaldı iliklerimde. Pusuya yatmış bir yalnızlık acısıyla ben de bıraktım kendimi tek tesellim uykuya.

Günler, hatta aylar geçti iliklerimde yaşıyor yalnızlığım. Gittiğim her yerde, konuştuğum insanlar arasında, gündelik işlerimin karmaşasında hep yanımda. Dinlediğim müziğin canevimden vuran satırlarında, bir Pazar günü pencereden gördüğüm ailenin küçük yaramaz kızının bez bebeğinde.

Ağrılı, sancılı günlerin zoruyla girdiği içimde beraber yaşamayı öğrendiğim yalnızlığım. Şimdi tek dostum. Özgürlüğümün acı bedeli.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: HUZURUN TATLI SERBETINI
Huzuru yakaladığım sakin evimdeyim. Her sabah uyandığımda sessizliğin içinden bana bakan bir çift göz kedimden başkası değil artık.

Her şeyin daha güzel olacağına dair bir ümidi yeşertiyorum, her gün düzenli suladığım kalbimde. İki iken tek kalmaktan iyidir iliklerine kadar yalnızlık. Artık bunu biliyorum.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
akşam oldu, evcilik oyunu bitti ve herkes hayatlarına dağıldı.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
İki iken tek kalmaktan iyidir iliklerine kadar yalnızlık.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,

Cenneti de gördüm, cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki,

Tutkuyu da gördüm, pes etmeyide.

Bazıları seyrederken hayatı en önden,

Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki,

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

Hem kızdım hem güldüm halime,

Sonra dedim ki " söz ver kendine"

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı istiyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman,

Hep acele etmem bundan,

Anladım...

                                                               Nietzsche
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Can oğlumu ziyarete gittim. Kaç aydır görmeye gidememenin acısını duyuyordum içimde. Bir de ihmal etmenin suçluluğunu. İçim eziliyordu onu düşündükçe. Sanki doğurduğum çocuğu kimsesizler yurduna bırakmış gibi hissediyor, kahroluyordum.

Ama bilirsin işte, aradaki mesafe kısa bile olsa, hayat akı p gidiyor ve bazen kapılı p gidiyorsun. Ama orada, kaldığı yerde mutlu olduğunu bilmek tek tesellim. Her zaman çok sevdiği açık havada. Kulübesi var. Dolaştırılıyor, oyun oynanıyor. Benimle birlikteyken sadece bir saat kadar dolaşı p yine eve tıkılı p kalıyordu. Ve tüm günü evde geçirmenin sıkıntısını yaşadıktan sonra dışarı çıkınca içeri girmek nedir bilmiyordu. İstemiyordu.

Bir kedinin bir kö peğin sorumluluğunu almak ne kadar zor bir şeymiş. Hadi kedi o kadar değil de, bir kö peğe üstelik golden gibi büyük bir kö peğe apartman dairesinde bakmak ölüm gibi bir şey. Onu çok seviyordum ama gerçekten çok zorlanıyordum. Çalışan bir bayan olunca her günkü rutin işlerinin içine bir de bir kö peğin bakımı eklenince çok yoruluyordum.  

İçim gitti onu arkadaşıma verirken. Vermek kelimesi bile çok kötü. Emanet ettim diyelim. Çünkü insan, oğlu olarak gördüğü bir hayvanı nasıl verebilir. Çok zor. Bir gün, bahçeli bir ev alacak kadar bir param olunca ilk işim can’ı geri almak olacak.

Onu görür görmez ağlamaya başladım. Ama nasıl bir ağlamak. Hıçkıra hıçkıra. Çok özlemişim oğlumu. İşte o an anlıyorsun ki o da sevgiden anlıyor ve bir şekilde o da sevgisini ifade etmek için yollar deniyor. Ben ağlarken üzerime tırmanı p gözyaşlarımı yaladı. Sonra ellerimi…kollarımı, giysilerimi… Yine, her zamanki gibi çok heyecanlı ve oyuncuydu. Kulübesinin kenarına oturdum. Sarıldım uzun uzun boynuna. Ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi bir ifadeyle bakıyordu yüzüme. Anladım, o da özlemiş. Hiç bırakmak istemedi beni, gitme zamanı geldiğinde.

Dönüş yolunda aklım ondaydı. Dua ettim. Bahçesi olan bir evim olsun diye…
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Çölde bir kum fırtınasına karşı yürüyorum. Gözlerim kum dolu. Seni arıyorum. El yordamıyla bulmaya çalışıyorum yolumu. Sıcak, kumlar çok sıcak. Ayaklarım yanıyor. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum… senden bir ses bekliyorum. beklemek istemiyorum aslında. Sen ses ver bir kere de. O kadar yoruldum ki…

Bakışların delip geçiyor bedenimi. Korkuyorum karşılaştıkça. Gülümsemeye korkuyorum sana. Buz gibi bir metal gibisin. Sarılmaya korkuyorum. Sarılı p da üşümekten korkuyorum.

Artık sevgi beklemek istemiyorum. Sevilmek istiyorum. Hiç hak etmediğim halde tüm suçların cezasını ben çekiyorum. Hapishanem sensin. Gardiyanımsa onlar. Kalbim ağrıyor artık. Üzülmekten, huzursuzluktan, mutsuzluktan…

O en sevdiğim yerde, sana şu sandalların yerinde olmak isterdim demiştim. Sandallar yan yanaydı, sandallar mutluydu…

Eskilerden bir müzik çalıyor.. bir sürü şey geliyor aklıma. Hep bir hayal kırıklığı… Her şey.. Tüm geçmiş. Nasıl bir güzel şarkıdır bu. Senin gibi. Ellerin ellerime değdiği an gibi.. Yumuşacık, sakin ve biraz da hınzır.

Adını tekrarladığım anları düşünüyorum. Söyle bebeğim diyordun her defasında. Söyleyemiyordum bir türlü. Tutuyordum kendimi. Ama içim çığlık çığlığa bağırıyordu. Anlıyor muydun? Ne demek istediğimi, nasıl hissettiğimi… Ağlamak geliyordu içimden, o anın mutluluğu ve ardındaki gerçeğin acısından. Bir yanım kollarında mutlu bir yanım sürgününde özlem içinde.

Benim kadar güçlü olamayışına kahrediyorum. Bu nasıl bir kabulleniştir, nasıl bir teslimiyet. Anlayamıyorum. Sevmeye korkuyorsun, sevmek istemiyorsun… Sevmemi istemiyorsun. Beni buruk bir yaşama itiyorsun. Kalbin buna nasıl dayanıyor.

O deli gibi ıslandığımız yağmurda artık tek başıma yürüyorum. Kimse gözyaşlarımı fark etmesin diye şemsiye almıyorum inatla. O gün ölmemiştik ya, bu günde ölmem diyorum. Dayanırım bu acıya. Bu ezilen kalbimin sızısına.

Yağmur sen demek artık. Sen yağmur gibi ak üzerime. Gözlerimden ö p. Dinsin yaşlarım. Yanaklarımdan süzül, o çok sevdiğin yanaklarımdan. Boynuma oradan tüm bedenime işle. Kendini bana işlediğin gibi. İçimde dans ettiğin gibi.
Şehir uyuyor, yağmur yağıyor, sen uyuyorsun. Bense sevginin nöbetini tutuyorum. Geldiğinde burada olmak için. Geri dönmemen için.  

Hayat yarım kalmış gibi. Daha yeni doğmuştum halbuki. Büyümeden öldük. Hepsi geride kaldı. Tüm yaşam… sadece sokak ışıkları yanık kalmış ve terkedilmiş bir şehir gibi bomboş içim. Uyuyorsun, pencereni aydınlatan sokak lambasının ışığında bekliyorum. Korkma, ben güçlüyüm. Ama senin için üzülüyorum. Çünkü ben hayatı tüm acılarına rağmen hissederek yaşayacağım. Ama sen, seçilmiş, onay görmüş bir hayatın yüzeyselliğinde yaşadığını sanarak, sevgini vereceksin hak etmeyecek bir yola.

Uyu bir tanem, uyu ve unut içindeki beni unutabilirsen. Unut daha yaşamak isteyebileceğin tüm geleceğimizi. Bir gün dönmek istersen, tüm gücünü toplamak için uyu. Her gece başını yastığa koyduğunda bir kez aç gözlerini. Ben orada, o ışığın olacağım…
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...

Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...

Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini


Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Üçlü koltuğun en ucuna oturmuş, gözyaşları dökülüyordu avuçlarına. Hiç sesi çıkmıyordu. Sessiz çığlıkları içinde yankılanıyor, akıttığı gözyaşları avuçlarındaki kalbini sarıyordu. Koskoca salonda bir başına küçücük olmuş oturmuştu koltuğun bir ucuna. Küçük bir kız gibi, sessice ağlıyordu.

Evet hep yalnızdı ama hiç bu kadar içini acıtırcasına ıssız olmamıştı. Evdeki onca eşya daha da ıssızlaştırıyordu şu an onu. İçindeki müzik hüzne çalıyor, sıkılıyor, daha da soluyordu gün ışığı. Hayatını bir düzene sokmalısın diyordu doktoru. Baş ağrıları dinmiyor, her sabah iki üç defa uyandırıyordu migreni. Gerginlikten oluyor diyordu. Bu aralar bir sıkıntı, bir üzüntü yaşadınız mı diyor doktor, küçük kız gülüyordu. Ne söylesindi şimdi.

Hayat hep en ince yerinden sınıyordu onu. En savunmasız, en korktuğu yönünden. Göstermekten hiç korkmadığı zayıflıklarını kullanıyorlardı alçakça ona karşı. En çok da bu kırıyordu onu. Bu kötü tecrübeler uzun duvarlar örüyordu komplekssizliğinin dört bir yanına. Artık daha nasıl kendi gibi olabilir, nasıl açabilirdi içini bir başkasına. En yakın gördüğü kişi ona böyle yapıyorsa başkası neler yapmazdı.

Gözyaşlarının denizinde daha da küçülen kız her tartışma sonrası, avuçlarındaki kırık kalp kalıntılarını tamir etmeye çalışıyordu.  Ama olmuyor olmuyordu. Her gidişinde yanında götürdüğü parçalar eksik kalıyordu. Anladı ki artık bu kalp ona karşı asla bir daha eskisi gibi olmayacaktı. Çok kırılmış, çok parçalanmıştı. Hor kullanmıştı ona emanet ettiği kalbini.

Artık küçücük avuçlarında kırık dökük kalbiyle yapayalnız bu koca evde yalnızlıkla dost geceler geçecekti. Zor olacak biliyordu. Ama artık bu kalbi hak etmeyen kimseye vermeyecekti. Çünkü bir daha kırılırsa elinde bir parça bile kalmayacaktı. Yıkılmıştı ama yeniden ayağa kalkacak, ve gökyüzüne bakacaktı. Bahar yine gelecekti. Yine açacaktı umutları, elbet yenilenecekti bu kalp. Bu sefer daha da kıymetini bilecekti kendinin. Belki daha katı olacaktı. Ama bu çektiklerini yaşamayacaktı bir daha. Öyle ümit ediyordu en azından.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Bir fotograf çerçevesi gibi pencerem. Her gün, hatta her saat değişen fotograflara bakıyorum. Fırtınalı bir yağmur ıslatıyor yolları, insanları, ağaçların çıplak kalan dallarını. Son yapraklarda direniyorlar fırtınaya. İnsanlar gövdelerine, uçuşan şemsiyelerini siper ederek yürüyorlar yollarda. Kopan, yırtılan, uçan şemsiyeli insanlar. Arabalar zor ilerliyor yağmur göllerinden geçerek. Radyomda duygusal şarkılar çalıyor. Hüznün fotografına bakıyorum oturduğum yerden.

Sonra kar yağmaya başlıyor aniden. Kalbime giden yollar buz tutuyor. Zihnim her zamankinden daha aydınlık. Daha net görüyorum gerçekleri. Biraz üşümek kendime getiriyor beni. Çatıdan sarkan buz kütleleri gibi donuk sözleri, dudaklarından kopup kalbime saplanıyorlar. İçimde soğuttuğu kalbimden tekrar onu ısıtmasını istiyor. Nafile…  Gözlerinin sıcaklığı yetmiyor, sözlerinin buzunda soğuyor daha da kalbim. Gidiyor çok uzaklara gidiyor artık düşlerim.

Gözyaşlarım aktı durdu uzun zaman önce. Sonra sakin bir hava aldı yerini. Son görüşmede dondu kaldı kalbim. Hatta yara aldı. Delik deşik oldu, vermeden almak istediklerinden. Hesaba katamadı bir gün bu kalbin soğuktan duracağını, artık onun için atmayacağını.

Şimdi değişen manzaraya bakıyorum penceremden. İnsanlar gelip geçiyorlar içimden. Uçuşan şemsiyeler, buz tutan yollar… Artık hiçbir şey ifade etmiyorlar. Gelip geçiyorlar, iz bırakıyorlar ama unutuluyorlar.

Bu kasvetli fotograf bir zaman sonra değişecek. Biliyorum, yağmurların ardı kar, karın ardı rüzgar, rüzgarın ardı güneş. Kalbim bunca hüznün ardından elbet bir gün gülecek. İçime hapsolan hüznün kanatları kırılacak ve ölecek. Ben, sen olacak ama artık O, olmayacak.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
"Bir aşk için ya pabileceğin her şeyi ya ptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve ya ptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktı r.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin. .
iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Ya ptıklarınla değil ya pmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu ya ptım" derken o, "şunu ya pmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındı r. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın .
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne ya pabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kita plar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezi p yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bili p de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.

Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutu plarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.....( N. Hikmet)
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Gün kışa bakıyordu. Soğuk, camlarda buğu yaratmış, düşlerim ağlar olmuştu. Başımı yasladığım camdan gözyaşlarım akıyordu. Neden?

Halbuki çok normal bir güne başlamıştım. Duygularım dingin ve içim huzurluydu. Bir şeylerin düzgün gitmesi benim için nadir bir olaydı. Öyle ya, şu orta yaşlarıma kadar nasıl bir hayat istediysem uzağında kaldım. Belki de vasatı istediğimdendir bu halim. Hayatında gri olmayan, yaşamın ya siyahında ya beyazında olan iç dünyamın neden huzur için griyi istediğini bilmiyordum. Yoktu, ne gri vardı hayatımda ne de vasat.

Tüm gün yollarda dolaşmış yorulmuştum. Bir kahve aldım kendime. Yılın son günü başlayan hesabım yeni yılın ilk gününe de sarkmıştı. Uzun bir hesaplaşmaydı benimkisi. Bu yıl uzun sürmüştü. Öyle ya bu yıl hayatımda çok şey değişmişti. Bitişler, başlayamayanlar, vazgeçişler, pes etmeler, üzerine gitmeler, vazgeçilemeyenler, gidişler, dönüşler… alınacak bir sürü dersler…

Zaman, yaşım gibi gün ortasını bulmuştu. Ne yeni bir yolculuk için erken ne de eskiyle devam edecek kadar geçti. Bitmiyor, kolay kolay da bitmez hesaplar. Önemli olan nasıl hissettiğimdi şimdi düşündüğüm.

Doğayla doğru orantılı giderdi ruhumun rotası. İlkbaharda aşka gelir, yazın sefasını sürer sonbaharda hüzünlenir kışın gözpınarlarım dolup taşardı. Fakat bu yıl bir değişik hissediyorum. Sanki ruhumun ilkbaharı bu kış. Yağan yağmurlarla arındı iç suyum. Duruyum, derin ormanlarda akan pınarlar gibi. Ve dinginim, bir dağın üzerine serilmişim kar gibi. Hep hırçınca gürleyen şelalemde sularım azaldı. Sakin akıyorum güne doğru.

Artık bir acelem yok. Hep bir koşuşturma hep bir geç kalmışlık hissediyordum. Sanki hayat akıp gidiyor ve ben gerisinde kalıyordum. Aslında sadece yıpranıyordum, anladım.  Hep aynı hikaye nasıl olsa . Yalnızlık salt yalnızlık var önünde sonunda elimde kalan. Seviyorum artık onu. Ve nasıl olsa geçiyor her acı. Diğerleri gibi. Yine kalıyorsun sonsuzluğa uzanan dostluğuyla yalnızlığın. Nefret daha çok yoruyor beni. Sevmeyi deneyince seviyormuş insan yalnızlığını bile.

Bir plak koyuyorum, ıssız adam filminden sonra satın aldığım pikabıma. Hiç dinleyemeyeceğimi bile bile almış, yıllarca gözüm gibi bakmıştım sezen aksu plağıma. Neyse ki pikaplar yeniden satışa çıktı. İşte nihayet dinleyebiliyordum. Camdaki gözyaşlarımda birazda bunun etkisi var. Hüzün, sezen aksu, plaklar ve duru bir benlikle yaşadığım şu birkaç yeni zaman, fikrimin buğusunu silmiş geleceğe daha net bakabilmemi sağlamıştı. İçimde çocuksu bir sevinç yeşermişti. Ben bile bu kadar çabuk ve hasarsız yeniden ayağa kalkabileceğime inanamazken, hayat bana bakmadığım, bakmaya korktuğum o yalnız tarafımdan sarılıvermişti. Kalbimden tutup beni ayağa kaldırmıştı.

Gözyaşım dindi. Artık dolu dizgin duru hayatımı yaşama zamanı.

Gün kışa bakıyor, içim bahara. Rota değişti. Hayat da…
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
insan bir yere kadar kendini kandırabiliyormuş bunu anladım. aşk kendinden ödün vermeden kendi kendine de yaşanabiliyormuş. ilk bunu öğrendim. sonra acıya dayanamayan aşk yarasına, bir merhem arar oluyorsun. bir iki cümlesi yetiyor. bu seni uzun bir süre idare ediyor. kendini kandırmaya devam ediyorsun.
ilgisizlik, ilgisizlik...
ve imkansızlıklar, imkansızlıklar...
bir şekilde aştığın imkansızlıklardan sonra bir bakıyorsun ki imkanlarda çare olmamış gözyaşlarının kalbinde açtığı derin aşk yaralarına.
iflah olmaz aşık derler ya. aslında ona öyle demezlermiş onu hissediyorsun içinde. baştan başa iflah olmaz bir aptala dönüşmüşsündür artık. o seni istemez ama bunu görmezsin. çünkü istemediğini de söylemez.birileri söylese de olmaz. kendin görmelisin. kanamalısın. için için akmalı yaralı kalbinden gözyaşların. acımalı tuz bastığın aşkın. sızım sızım sızlamalısın ki dank etsin. yoksa sen kocaman iflah olmaz bir aşıksın.

ne tuhaftır ki gözünden uzaksın ve gönlünden de öyle olduğu halde, sen onu bir an bile gözünden uzaklaştırmazsın ki gönlünden de çıkmasın diye. mesafeler engel olmaz sanırsın. ah büyük bir aptalsın.

aşkın, gözlerini oyduğu kalbinle bir başınasın. bedenen bir arada bile olsan farkında olmazsın yine aynı durumdasın. ve bu sefer başkaları da görür, öğrenir senin iflah olmayacağını. onunsa ilgisinin sadece kalbindeki yaraları daha da deşmeye yaradığını. şahitlerin çoğaldıkça yalnızlaşırsın.

ve küt diye düşersin, uykuya dalarken aniden uyandığın gibi, bir telefon sonrası. birden bire, uzun zamandır seni yönetmekle yorgun düşmüş kalbinin yerini alır beynin. ve dönü p bakarsın kalbinin bıraktığı enkaza. şaşırırsın. hatta kalbinin seni ne kadar yanlış yönettiğine kızarsın.
verilen ödünler, ödünler...

sevgini haketmiş insanların en ufak hatalarında karşılarına diktiğin mermerden gururunun nerede olduğunu bulamazsın.
işte o zaman neye dönüştüğünü anlarsın, sen, deli aşık, kocaman bir kukladan başka birşey değilsindir. yanındayken uzak duramadığı, uzaktayken umursamadığı.

beynin, kalbinin enkazını devralır almaz inanılmaz bir fırtına savurur ve karla kaplar tüm ateşinin üzerini. ve başlar sorular beyninden kalbine doğru;
seni hakediyor mu?

seni hakediyor mu?

seni hakediyor mu?

seni hakediyor mu?

kar, tüm bedenini kaplar. buz kesersin bir anda. artık ısıtmaya yetmez hayali veya kendini kandırdığın diğer bütün şeyler.
o kendiyle o kadar meşguldür ki, senin, kar fırtınalarından haberdar etmek için yolladığın güvercinlerin ilgisizlikten ölürler telefon tellerinde. işte o an anlarsın ki, sana, kendini böyle kötü hissettiren biri hakeder mi sevgini.
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Ve gitti…
Yıllardır tenimi yakan güneş battı. Şimdi yanıklarımı sarmaya çalışıyorum biçare. Artık gözyaşım da akmaz oldu. Sadece bir kabullenme var tenimde ve yüreğimde. Yıllar kapanmaz yaralar açmış. Artık ne yapsak da faydası yok. Geri dönüşü olmayan bu uçurumdan atladık ikimiz de. Ben en başından, sen en kısa taraftan.

Sanki bu hikayeyi bitirmek için başlamıştık yıllar evvel. Elbet bir sonu olacaktı. Ölümü bu aşka tek son olarak düşünmekle hata etmişiz. Daha yakıcı sonlar da olabiliyormuş, bu yürek ölümden de acısına dayanabiliyormuş.

Hüzünlü bir müzik eşliğinde yiyorum yemeğimi. Karşımdaki sandalye boş. Sanki bu akşam içimdeki ışık daha az aydınlatıyor evi. Daha az görüyorum gerçekleri. Acılar daha net. Umutlar çok uzak seçemiyorum. Yemeğimde ise bir acı tat. Su yerine içecek gözyaşım da bitmiş. Ama ben iyiyim, artık bunu biliyorum.

Yalnızlığın ilk günlerinde hiç bir şeye dokunmadım evde. Varlığından izler hala evin her bir köşesinde duruyordu. Duvarda, masada, sandalyede, koltukta ve hatta yanımdaki yastıkta hala senden izler vardı ve yorgana sinmişti kokun.

Günler geçiyor. Yavaş yavaş yok oluyorsun evden. Gidişinle evde kalan izlerin, ardından bir kaplumbağa hızıyla siliniyor. Fotograflar, fotograflar … Her yerden bana bakıyorsun sanki. Yalnızlığım sandığın şeye dikmişsin gözlerini. Ama bu sefer yanılıyorsun. İçimde yalnızlığıma da çare olan güvenimin, mermerden heykelini diktim. Ne gözyaşlarında eriyeceğim, ne de vaatlerine inanacağım. Son şans ise çoktan bir kuşun kanadında uçtu gitti. Şimdi bir evcilik oyununu anlatan filmimizin sonuna geldik.

Gecenin geç bir saati. Hala beynimde bu filmin tek karesi var. Sen gidersin, kapı kapanır. Ve ardından büyük harflerle ' SON' yazar.  

SON
  • Listening to: KALBIMI
  • Reading: BILDIGIMI
  • Watching: www.nilaykabal.com
  • Playing: BASROL
  • Eating: CEPTEN
  • Drinking: KIZILCIK SERBETI
Yoğun gri bir hava hakim bu görkemli kentin öğlenine. İçim de bir o kadar hüzünlü bu gün. Gri, sisli bir ormanda yolunu bulmaya çalışarak yürüyorum sanki şu pencerenin önünde. Koskoca şehirde tek görebildiğim karşımdaki katedral. Camları buğulanmış bir gözlüğün ardından bakar gibi, seçmeye çalışıyorum ayrıntılarını. Olanca görkemiyle bana seni hatırlatıyor. Her şeye rağmen, tüm çekilenlere, sancılı geçmişe, savaşa ve barışa, mahpus duvarlarına, işkence günlerine rağmen dimdik karşımda. Eğilmeden bükülmeden geçen zamanda, dost seslerin avuntusuyla yenilenen bir kişilik.

Yazılmış ama yollanamamış sayfalarca mektup duruyor pencerenin önündeki kutunun içinde. Sayfalarca duygu, satırlarca söz. Yıllarca yaşanmış, hissedilmiş günlerin, onsuzluğun haykırışlarının gizlendiği bir mağara bu sayfalar. Rulo halinde beklemekten örümcek ağı bağlamış duygular arasında eksikler, boşluklar var. Kimi itiraf edilesi sessiz aşk çığlıkları kaçıvermiş aradan. Yazılmasından pişmanlık duyulanların ufalanmış kalıntıları var hemen yanında koca çığlıkların. Kelimelerin ortalarından yırtılmış mektuplar…

İçimdeki duyguların hüznünden kenarları yı pranan bu cümleler sığmaz oldu artık sayfalara. Kelimeler o görkemli halinin çevresinde döner oldu. Sana ulaşmak o denli zor değil artık. Bu şehir seni bana daha çok yakınlaştırdı. Şu oturduğum pencerenin önünden bile ulaşabiliyorum sana. Seninde bu koltukta oturduğunu bilmek ve benim için bu fotografı çektiğini bilmek bulutları biraz daha aralıyor. Seni daha iyi seçebilir oluyorum o pusun içerisinde. Dimdik duran bedenini. Uzaklara dalan gözlerini. Derin bakışlarını. Tümünle seni.

Bu yoğun sis ardından yağmuru getirdi sokaklarıma. Ne kadar yağarsa yağsın sis aralanmıyor ve ulaşamıyorum benliğine. Her şey bir muammadan ibaret bu şehirde. Yabancıyım caddelerine, cafelerine, retoranlarına, insanların kahvelerini yudumlarkenki o umarsız bakan bakışlarına. Penceremden bu kadar yakın görünen katedral, neden uzaklaşıyorsun ben sana geldikçe.

Ne yazık… Sana ulaşmak için geldiğim bu şehirlerden hep gitmiş oluyorsun. Yanlış anlaşılmış olmak ne kötü. Üzerime yapışmış bu hüznün gölgesinden kurtulamadığım için kaçıyorsun benden. Seni ararken bulduğum esas ben, yine seni ararken kaybettiğim gözündeki ben oluveriyorum. Uzaktan uzağa anlaşılmıyor ki duygular. Anlatamıyorum ki kendimi sana. Zaten hiç merak edip yol göstermiyorsun o gri ve sisli ormanda bana. İ pekten, bir tel ip ile tutunmuşum sana. Ben sardıkça boşalıyor makara. Pencere önündeki mektuplara bir çoğunu daha ekliyorum. Kelimeler sığmadıkça dökülüyor yerlere. O örümcek ağlarının üzeri çığlıklarımla dolu. Altındaysa yüreğim. Yine de bir masal kahramanı gibi mutluluk oyunu oynuyorum. Senin gözünden görmek bu kenti. Senin karelerinden izlemek hayatı. Senin pencerenden bakmak ve seçebilmeye çalışmak için. Şimdilik yaşam bundan ibaret. Ama bir yere kadar.

Benimde bir pencerem var. Benimde karelerim. Bu sis bulutunun altında renkli bir ben var. Daha ne kadar dolaşabilirim hüznün ağlarında. Daha ne kadar arayabilir bu gözlerim buğulu camların ardında seni. Ne kadar yürüyebilirim sana. Bu uzaklığa daha ne kadar ulaşmaya çalışılır. Ne kadar sürer bu ipek telin sağlamlığı. Bu mutluluk oyununun bir sonu yok mudur. Gerçek mutluluk, bir kuşun kanadında uçmak mıdır?

Mektuplar ellerimde. Söylenememiş, yarım yamalak anlatılabilmiş bu benlik içimde eskidi. Sense hala o camın ardında tüm görkeminle durmaktasın ve ben hala seni buğulu, gri bir prag gününde özlemekteyim.